top
logo


PDF Yazdır e-Posta

İklim Değişiklikleri Kapsamında Kuraklık Sorununa Çözüm Arayışları

Prof.Dr. Sücaattin KIRIMHAN

Küresel ölçekte görülmekte olan iklim değişiklikleri ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan kuraklık sorunu, günlük yaşantımızı giderek artan bir şekilde olumsuzca etkilemektedir. Bu nedenle, dünya genelinde, değişik kesimlerdeki düşünürler, araştırmacılar, bilim insanları, sanatçılar, yöneticiler ve siyasetçiler kuraklık sorununa çözüm bulmak için görüş ve düşüncelerini ortaya koymaktadırlar.

Bilindiği gibi kuraklık sorunu sadece insan yaşamını etkilememektedir. Suya doğrudan veya dolaylı olarak bağımlı olan tüm canlılar bu sorundan etkilenmektedir. Dolayısıyla, kuraklık sorununu sadece kentsel yaşam ortamlarındaki su arzı yetersizliği olarak görmemek gerekir. Tüm yaşam ortamlarının varlığı ve ekosistemlerin sürekliliği su ile çok yakından ilgilidir. Su yeterli miktarda ve uygun kalitede var ise sorun yoktur. Suyun miktarı azaldıkça ve kalitesi bozuldukça sorunlar artar, suyun yokluğu veya uygun kalitede olmaması tüm sistemlerde canlı yaşamının yok olması ile sonuçlanan felaketlere yol açar. O halde kuraklık ve suyun kalitesinin bozulması küresel boyutta çok önemli bir sorun olarak insanlığın karşısına çıkmış durumdadır.

Aslında küresel su döngüsüne bakıldığında, güneş ışınlarının oluşturduğu ısı enerjisi ile serbest su yüzeylerinden (okyanuslar, denizler, nehirler, akarsular, göller, sulak alanlar gibi), topraktan ve bitkilerden buharlaşan su molekülleri atmosferde ilginç bir yolculuğa çıkar, düşey sıcaklık farklılıkları ile aşağıdan yukarıya, yukarıdan aşağıya doğru hareket eder, rüzgarlarla oradan oraya taşınır, ortamın sıcaklığına bağlı olarak, atmosferin üst kesimlerinde yoğunlaşarak yağmur, kar, dolu halinde gelir, yerçekimine bağlı olarak düşmeye başlar, bazen yere düşmeden yeniden buhar haline gelerek yükselir, ama çoğunlukla da yağmur, kar ve dolu şeklinde yere düşer, bazen da çiğ veya kırağı şeklinde görülür. Yere yağmur şeklinde düşen yağış suları, önce toprak, bitki veya cansız varlıkların yüzeyinde tutulur. Toprak derinliklerine sızarak toprak tarafından tutulur, toprak gözeneklerinin doygunluğuna bağlı olarak daha alt katmanlara sızarak yeraltı sularına ulaşır. Toprak yüzeyi veya arazinin özelliklerine bağlı olarak, toprak yüzeyinden sızamayan su, yüzey akışa geçer, akarsulara, nehirlere, denizlere ve okyanuslara ulaşır. Dolu ve kar yığınlarının erimesiyle oluşan su aynı yolla yeraltına ve okyanuslara su taşınır. Bu döngü, buharlaşma-yağış-toprağa sızma-toprak ve arazi yüzeyinde birikme-topraktan sızarak yeraltı suyuna ulaşma-yüzey akış suyunun akarsu, nehir, deniz ve okyanuslara ulaşması-buharlaşma şeklinde devam eder gider. Sonuçta, su yerkürenin dışına çıkmadığı için küresel ölçekte miktarı aynıdır. Bununla birlikte, toprak katmanları sızan suyu temizler ve sadece hidrojen ve oksijen atomlarından oluşan suyun içerisine mineral maddeler katarak onun önemli bir gıda maddesi olmasını sağlar.

Su döngüsü kapsamında, maddenin değişik hallerinde bulunan su, insan ihtiyaçlarında, içme ve kullanma suyu, tarımsal sulama suyu, güç üretimi, ulaşım, su sporları, dinlenme tesisleri, su ürünleri üretimi gibi değişik amaçlarla kullanılır. Suyun daha uygun kullanımı için, barajlar, göletler, bentler, kanallar gibi tesisler kurulur. Yağışların fazla olduğu mevsimlerde toplanan su, suya daha fazla ihtiyaç duyulan, ancak yağışların yeterli olmadığı mevsimlerde kullanımı için toplanır ve depolanır.

Su döngüsünün insan faaliyetleri tarafından fazlaca zorlanmadığı doğal durumlarda, su miktar bakımından yeterli ve kalite bakımından uygundur. Ancak, iklim değişikliği, hava kirliliği, katı atıklar, yerleşim yeri, endüstri ve tarım alanlarından kaynaklanan sıvı atıklar, hızlı nüfus artışı, fert başına tüketimin giderek artması ve tasarruf ilkelerine uyulmaması, tarımsal sulamada bilinçsiz tüketim, su toplama ve depolama tesislerinin yetersizliği gibi sıralanabilecek çok sayıdaki faktörün etkisi ile günümüzde hem miktar ve hem de kalite yönünden su arzı yetersizliği sorunları ile karşı karşıya bulunmaktayız.

Bir su yılı içerisinde, doğal su döngüsü kapsamında, küresel boyutta su miktarının azalmadığını, yani var olan suyun yerkürenin dışına çıkmadığını bildiğimize göre, bu kuraklık sorunu nereden gelmektedir? Doğrudur, küresel ölçekte su miktarında bir azalma söz konusu değildir. Ancak, iklim değişiklikleri başta olmak üzere, diğer çevresel faktörlerin etkisiyle, bölgesel veya yöresel olarak alışılmış yağış rejimlerinde önemli farklılaşmalar görülmektedir. Daha önceleri mevsimlere uygun olarak dağılmış olan yağışlar, şimdi bir mevsim içerisinde alışılmışın çok üzerinde bir miktarda yağmakta ve sel felaketlerine neden olmaktadır. Diğer taraftan, yağışlar coğrafik bölgeler itibariyle farklılıklar göstermektedir. Küresel ölçekte, atmosferik sıcaklık artışları buharlaşmayı artırmaktadır. Yağışlar şekil bakımından değişiklik göstermiştir. Bir zamanlar kış aylarında yoğun kar yığınları ile kaplı alanlarda şimdi kar yağışı görülmemektedir. Buzullardaki erime okyanuslardaki su seviyesini yükseltmektedir. Bu yükselmelerin sonucunda, bugün deniz seviyesinde olan karaların tuzlu su etkisinde kalması riski giderek artmaktadır. Bu sorunlar giderek ekonomik, sosyal ve siyasal sorunlara dönüşmektedir. Bugün hala devam eden ve petrole ulaşmak için sürdürülmekte olan sıcak ve soğuk savaşların yakın bir gelecekte suya ulaşım için de gerçekleşeceği endişeleri giderek yaygınlaşmaktadır. Özellikle sınır aşan akarsular için bu risk daha da kuvvetlenmektedir.

Küresel boyutta buzulların erimesi ile meydana gelen denizlerin su düzeylerindeki artışı önlemek ve ayrıca mevsimsel kuraklığa çare olarak, karasal ortamlarda baraj yapma düşüncesi bir çözüm önerisi olarak ileri sürülebilir. Böylece baraj göllerinde toplanarak kullanılan suyun büyük bir bölümü karasal ortamda kalacağı için deniz ve okyanuslara ulaşmayacak, böylece denizlerin su düzeyinin yükselme hızı kısmen de olsa azalacaktır. Ayrıca, barajlar yolu ile akarsular denetlenmiş olacağı için, denizlere ulaşan karasal kökenli kirleticilerde önemli azalmalar görülecektir. Kurak bölgelerde, baraj göllerinde meydana gelecek buharlaşma ile atmosferin nem miktarındaki artış, yörenin biyolojik çeşitliliğini olumlu yönde etkileyecektir. Doğal bitki örtüsünün gelişmesi ile denetlenmesi çok zor olan toprak erozyonu da kısmen azaltılmış olacaktır.

Küresel boyutlu olan bu sorunu Türkiye özelinde incelediğimizde benzer durumları görmekteyiz. Her şeyden önce, yağış rejiminde önemli bir değişikliğin olduğu çok açık olarak görülmektedir. 1980 yılından bu yana, yıllık ortalama sıcaklıklarda belirgin değişmeler olmamasına karşın, başta Akdeniz ve İç Anadolu Bölgeleri olmak üzere, yıllık yağış miktarında önemli azalmalar görülmüştür. Günümüzde, bazı önemli göl ve sulak alanlarda suyun azaldığını ve hatta tamamen kuruduğunu izlemekteyiz. Tarımsal sulama suyu temini amacıyla kullanılmakta olan kuyular ya kurumuş veya su seviyeleri ulaşılması zor derinliklere çekilmiştir. Kentlere içme ve kullanma suyu temin eden barajlardaki su seviyeleri giderek düşmüştür. Güç üretiminde (elektrik enerjisi) kullanılmakta olan barajlarda su seviyelerindeki düşüşler zaten var olan enerji arzı yetersizliğini artırmıştır.

Türkiye genelindeki yağış durumunu gözden geçirdiğimizde, en fazla yağış alan coğrafik bölgenin, Karadeniz Bölgesi ve bunun içinde de Doğu Karadeniz Bölgesinin olduğunu görmekteyiz. Burada sorulması gereken bir soru şudur: Bu bölgemizdeki yağışlardan yeterince yararlandığımız söylenebilir mi? Diğer bölgeleri gözden geçirdiğimizde de aynı cevapla karşılaşmaktayız. Hayır! Ülkemizde yaz aylarında kuru olan ya da çok az su taşıyan akarsuların ilkbahar veya sonbahar aylarında sel felaketlerine neden olacak şekilde dolu ve yatağını aşan debilerle akmakta olduğunu görmekte ve bilmekteyiz. Büyük nehirlerimiz üzerindeki barajlarımız yeterli mi? Hayır! Bu nehirler üzerinde, çok ayrıntılı çalışmalar yapılmıştır. Emek, zaman ve paralar harcanmıştır. Bu nehirler üzerinde baraj yerleri belirlenmiş ve hatta bazılarının projeleri bile yapılmıştır. Barajlar; içme ve kullanma suyu, tarımsal sulama suyu, endüstriyel su temini, güç üretimi, su ürünleri üretimi, su sporları, dinlenme alanları olarak yarar sağlar, sel felaketlerini ve erozyonu önler. O halde bu konuda engeller nelerdir? Akla gelebilecek en önemli nedenler, yeterli parasal kaynak bulunamayışı ve/veya duyarlı çevreci grupların baskısı olabilir. Eğer gerçekten baraj yeri seçiminde, sosyal, ekonomik ve kültürel faktörler yanında olası çevresel etkisi dikkate alınmışsa, bu konuda bilinçli kişilerin ikna yeteneklerinden yararlanılarak sorun giderilebilir. Parasal kaynak yetersizliğini de bir sorun olarak görmek mümkün değildir. Ülke içi olanaklardan yararlanılarak, yap-işlet-devret modeli, iç ve dış kredi temini ile DSİ tarafından inşa edilmeleri gibi yollar izlenebilir. Uluslararası sınır aşan nehirler üzerinde yapılacak ardışık barajlar sisteminde, belirli debilerde sürekli su verme ilkelerine bağlı olarak yapılacak anlaşmalarla, diğer uluslarla teknik ve ekonomik işbirliği yapılarak barajların inşası ve işletilmesi mümkün olabilir.

Su iletim sistemlerindeki kayıplarının azaltılması, tarımsal sulamanın denetim altında tutulması, en uygun sulama sistemlerinin geliştirilmesi, bireysel olarak bilinçli su tüketimin özendirilmesi, su kirliliğine neden olan uygulamaların var olan çevre mevzuatı kapsamında tavizsiz olarak denetimi, atıksuyun arıtıldıktan sonra belirli amaçlarla kullanımı gibi önlemlerle suyun hem miktar ve hem de kalite bakımından korunması mümkündür.

 

 

bottom

Destekleyen Joomla!. Designed by: Joomla Template, celebrity. Valid XHTML and CSS.